DERİ: Deri kan damarları, sinirler, kıl bezcikleri ve ter bezleri içeren karmaşık bir alandır. İşlevi beden organları­nı korumak ve taşımak, fazla ısıyı ve sıvıyı dı­şarıdaki havaya sal­mak ve yanma gibi tehlikelere karşı bir uyarı sistemi işlevi görmektir.

Çoğu insan beş duyuyla doğar (görme, işitme, koku alma, tat alma ve dokunma). Her birinin belirli işlevleri vardır. Bir duyunu­zu kaybederseniz, bedeniniz diğer duyuların tümünü ya da bir kısmını geliştirerek bunu dengelemeye çalışır.

Deri (dokunma organı) bedenin en büyük organıdır ve dört katmanlıdır: ölü dış hücre­ler, canlı üstderi, içderi ve deri altında ısı ve yalıtım sağlayan yağ tabakası. Beynin, bede­nin herhangi bir noktasında hissedilen sıcak­lık, basınç, zevk ve acıyı kaydedebilmesi için ince sinir ağları ve kan damarları bu katman­lara kadar işler.

Çoğunlukla keratin adlı bir proteinden oluşan dış deri (epidermis), bedene koruyucu bir kılıf sağlar. Ter gibi atıkların atılmasına izin verirken derideki nem kaybını önler, zararlı maddeleri geçirmez ve antibakteriyel özellikleri vardır. Hücreler büyür, olgunlaşır, yaşlanır ve ölür. Bu süreçte dış deriye doğru ilerlerler ve buradan giysilerle, ovularak ya da yıkanarak atılırlar.

İkinci katman olan içderi (dermiş), derinin (gerginliği sağlayan elastik doku kolajen da­hil) destek yapısını içerir. Kolajen bir pro­teindir ve deriye genç ve esnek bir görünüm vermek için doğrudan östrojen hormonuna tepki verir. Menopoz döneminden sonra ve yaşlandıkça kolajen, nem ve yağ kaybının yanı sıra çevresel kirliliğin (güneş ışınları dahil) uzun süreli etkisi sonucu deri incelir ve kırışır.

Görme duyusu çevrenizdekilerle temasınızı sağlar. Gözün renkli bölümü olan irisin arkasında, bir kas grubuyla beyne bağlı bir dizi sinir tarafından yönetilen bir mercek bu­lunur. Nesne görüntüsünün gözün arkasında­ki ağtabakaya (retina) düşmesini sağlamak için, mercek, korneadan giren ışını kırar. İki (birbirinden biraz farklı) görüntü gözlerden beyne gönderilir ve beyin bunları tek bir üç boyutlu nesne olarak yorumlar. Renk körü olan bir kişinin (erkeklerde kadınlara göre çok daha yaygındır) ağtabakasmda doğuştan bir kusur vardır.

Gözkapakları ve kirpikler, parlak ışıklarla yabancı cisimlerin göze girmesine izin ver­mez. Gözyaşı bezleri sürekli olarak, gözü her kırpıldığmda yıkayan gözyaşı salgılar ve var­sa yabancı maddeleri atar. Gözyaşları ayrıca, mutluluk ve üzüntüye karşı gösterilen duy­gusal bir tepkidir.

İşitme önemli duyularınızdan ikincisidir ve dünyaya ve tehlikeleri bildiren seslere uyum sağlamanızı olanaklı kılar. Dışkulak, ses dal­galarını ortakulaktaki kulak kemikleri denen üç küçük kemiğe ve ardından içkulaktaki salyangoza (koklea) gönderen kulak zarını içe­rir. Salyangoz, ses dalgasını beynin işitsel bölümüne gönderen bir sinir iletisine dönüştürür. İçkulakta ayrıca denge duyunu­zu sağlayan yarım daire biçiminde kanallar bulunur.

Koku alma duyusu belki de bizi bozulmuş besinlere ve yangın dumanı gibi olası tehlike­lere karşı uyarmak için gelişmiştir. Bu duyu ayrıca, cinsel uyarılma ya da korkuya tepki olarak salgılanan doğal beden kokularını (feromonlar) istem dışı algılamak için kullanılır. Bu duyunun kaybı, bellek kaybıyla birlikte Alzheimer hastalığının ana belirtisidir.

Tat, besinden zevk almaya olanak verir ve ayrıca bizi olası zehirlere karşı uyarır. Ağızda, çoğu dil üzerinde ve ağzın arkasında olmak üzere, tatları birbirinden ayırmaktan sorumlu binlerce “tat tomurcuğu” bulunur.